Ben Uyanmış Olan’ım.
Yaklaşık 20 yıllık bir yolculuğun içinden konuşuyorum: akademik psikoloji bilgisi, travma ve duygu düzenleme üzerine profesyonel çalışma deneyimi ve Doğu ile Batı’dan aldığım disiplinli ruhsal eğitimlerin birleşimi. Uzak Doğu’da (öz disiplin, enerji çalışmaları, zihin–nefes hâkimiyeti) ve Avrupa’da (psikoloji, sınır koyma kültürü, bireysel hak ve değer bilinci) edindiğim deneyimleri tek bir hatta topluyorum: bilinçli uyanış. Benim yaklaşımımın omurgası budur.
Bu alan; yüzeysel olumlama pazarlayan, “sadece iyi düşün her şey çözülür” diyen sahte bir mutluluk vitrini değildir. Bu alan gerçek olanlar içindir. Yorgunluğunu inkâr etmeyenler, manipülasyona maruz kaldığını fark edenler, ruhsal olarak tükenmiş ama hâlâ ayağa kalkmak isteyenler içindir. Çünkü ben biliyorum: Sen bozuk değilsin. Sen yaralısın. Ve yara, bilinçle tutulduğunda güç kaynağına dönüşebilir.
Çalışma tarzım hem bilimsel hem ruhsaldır. Bu ikisini
ayırmıyorum.
– Psikoloji tarafında: travma döngüleri, bağlanma yaraları, duygusal sınırlar,
öz-sabotaj mekanizmaları, utanç ve değersizlik kalıplarıyla somut şekilde
çalışıyoruz.
– Spiritüel tarafta: enerji hijyeni (alanını kimden nasıl koruyacaksın), gölge
entegrasyonu (bastırdığın benliğini nasıl sahiplenirsin), niyet ritüelleri, içsel
merkezlenme pratikleri ve ruhsal koruma teknikleriyle ilerliyoruz.
Yani sadece “iyi hissetmeyi” değil, kendi alanının efendisi olmayı hedefliyoruz. Bu sayfa tam olarak bunun için var.
Ben kendimi kimsenin “kurtarıcısı” olarak tanımlamıyorum. Ben, insanı kendine geri teslim eden bir aynayım. Uyanmış Olan olarak görevim şu: seni uyandırmak değil; senden çalınanı sana geri vermek. Öz-değerini, sesini, ruhsal alanını, içsel gücünü.
Çünkü uyanış bir mucize anı değildir. Bir karar anıdır.
Uyanış tesadüf değil, seçimdir.
Bu seçim şu sorularla başlar:
– Kime “evet” demek zorunda hissediyorum?
– Kime “hayır” diyemediğim için kendi ruhumu ihmal ediyorum?
– Beni tüketen yük gerçekten bana mı ait, yoksa bana yapıştırıldı mı?
– Yorgunluğumun adı sevgi mi, yoksa istismar mı?
İşte burada birlikte çalışıyoruz. Suçluluk duymadan sınır koymayı öğrenmek, “güçlü görünme” maskesinin altındaki kırılgan kalbi yargılamadan tutabilmek, sürekli tetikte yaşayan sinir sistemini güvene alabilmek, enerjini açıklamak zorunda olmadığını bilmek… Bunların hepsi pratiğe dökülebilir. Disiplinle, farkındalıkla, ritüelle.
Benim için spiritüel dönüşüm mistik bir kaçış değil; psikolojik olarak köklenmiş bir farkındalık halidir. Bu yüzden “Karanlığını tanı. Işığını sahiplen.” diyorum. Gölgeden kaçmak yerine gölgenle anlaşmayı, içindeki kaosu bastırmak yerine okuyabilmeyi, “bende ne kırıldı?” sorusunu cesaretle sorabilmeyi öğretiyorum.
Burası sadece bilgi veren bir sayfa değil; alan tutan bir
kapı.
Kendi gücüne geri dönmek isteyen herkes için.
Hoş geldin. Burada tesadüf yok. Burada seçim var.