"Meditasyon Yapamıyorum" Diyenler için 5
Alternatif Yöntem
Uyanmış Olan'dan Mesaj
Ey Sevgili Ruh Yolcusu, Ruhumuzun bu en samimi, bu en "sessiz" sohbetine hoş geldin.
Sohbetlerimizde sık sık "içe dönmekten", "zihni susturmaktan", o "İçsel İnziva"nın (Yalnızlık yazımız) o şifalı kucağından bahsettik. Biliyorum, kalbin bu çağrıya "Evet!" diyor. Ama bir yandan da zihninin o en karanlık köşesinden bir fısıltı yükseliyor, değil mi? "Ben denedim... Ama yapamıyorum."
Belki de yaptın. O en rahat kıyafetlerini giydin, yere oturdun, gözlerini kapattın ve... Zihnin, susturmaya çalıştığın o anda, her zamankinden daha gürültülü bir pazar yerine dönüştü. O anlamsız şarkılar, bitmemiş işler, geçmişin pişmanlıkları, geleceğin kaygıları... Hepsi aynı anda bağırmaya başladı. Ve sen, "Bunu yanlış yapıyorum," "Bu bana göre değil," "Ben başarısızım" diyerek, o kutsal sessizlik arayışından belki de suçluluk duyarak vazgeçtin.
Peki ya sana, "meditasyon"un o katı, o bağdaş kurup oturma eyleminden ibaret olmadığını söylesem? Ya o, bir eylem değil, bir varoluş hali ise?
Ya sana, o "Zihin Bahçesi"ni (Zehirli Düşünceler yazımız) susturmanın, o "BİR"lik bilincine (Kutsal Metinler yazımız) ermenin tek bir kapısı yoksa?
Bu yazıda, Uyanmış Olan olarak, seninle o "yapamıyorum" dediğin katı, o yargılayıcı kalıbı sevgiyle kıracağız. O geleneksel meditasyonun dışında, ruhunun o sessiz limanına demirlemeni sağlayacak 5 alternatif, 5 sihirli "anahtar" keşfedeceğiz. Belki de sen, farkında bile olmadan, zaten her gün meditasyon yapıyorsundur.
Eğer o "başarısızlık" hissini sevgiyle bırakmaya ve kendi eşsiz sessizlik yolunu bulmaya hazırsan, gel, bu yolculuğa birlikte adım atalım.
Bölüm 1: Yürüyüşün Ritmi – Ayakların Zikri (Kinetik Meditasyon)
Sevgili Ruh Yolcusu, zihnin sessizlikten korkuyorsa, ona hareket ver. Zihnin oturamıyorsa, yürüsün.
Modern dünya, yürümeyi bir "A noktasından B noktasına gitme" eylemine indirgedi. Oysa kadim bilgeler (Zen rahipleri, dervişler) bilir ki, yürüyüşün kendisi bir varış noktasıdır.
Bu bir spor yürüyüşü değil; bu, bilinçli bir yürüyüştür. Telefonunu cebine koy. Kulaklıklarını çıkar. Sadece adımlarının ritmine odaklan.
Nefes al... Sağ adım. Nefes ver... Sol adım.
Ayak tabanının Yeryüzü Ana'ya (Topraklanma yazımız) her basışını hisset. O teması, o enerjisel alışverişi fark et. Yürürken, zihnini "düşünmek" için değil, gözlemlemek için kullan. Yargılamadan. Ağacın yaprağındaki o deseni, rüzgârın tenindeki o dokunuşunu, uzaktan gelen o kuşun sesini (Şamanizm yazımız)...
Zihnine bir düşünce geldiğinde (ki gelecek), ona bir "merhaba" de, onu fark et ve nazikçe dikkatini tekrar adımının sesine, nefesinin ritmine ver. Her adım, zihnindeki bir gürültüyü toprağa bırakan bir "zikir" haline gelir. Bu, bedenin duasıdır. Bu, hareket halindeki meditasyondur.
Bölüm 2: Yaratıcı Akışın Vahyi – Ellerinin Dansı (Akış Hali)
Oturamıyorsan, yarat.
Ne zaman o "Yaratıcılığın Özgürleştirici Dansı"na (Yalnızlık yazımızdan bir yankı) kapıldın? Belki bir tuvalin başında renklerde kaybolurken... Belki bir müzik aleti çalarken parmaklarının kendi kendine hareket ettiğini hissettiğinde... Belki bir hamura şekil verirken... Belki de sadece bir deftere, ne yazdığını bilmeden, o "otomatik yazı" halinde kalemin kâğıtta akıp giderken...
Zamanın nasıl geçtiğini unuttuğun, açlığını veya yorgunluğunu fark etmediğin o anlar... İşte o an, "sen" (Ego) aradan çekilirsin. Zihnin o yargılayan ("Bu güzel oluyor mu?"), o analiz eden ("Şimdi ne yapmalıyım?") sesi tamamen susar.
Artık "sen" resim yapmazsın; Evren, senin aracılığınla resim yapar. Artık "sen" yazmazsın; Bilgelik, senin elinden akar.
"Akış Hali" (Flow State) denilen bu kutsal an, meditasyonun en derin, en güçlü formlarından biridir. Zihnin sustuğu, sadece "Akış"ın konuştuğu o "Birlik Dansı"dır. Sonucu düşünme. Mükemmel olmaya çalışma. Sadece eylemin kendisi ol.
Bölüm 3: Titreşimin Kucağı – Kozmik Diyapazon (Odaklanmış Ses)
Gözlerini kapatıp "sessizliğe" odaklandığında, zihninin gürültüsü sana bir saldırı gibi geliyor, değil mi? Bu çok normal. Çünkü sessizlik, gürültüye alışmış bir zihin için korkutucudur.
O zaman sessizliği zorlama; sesi bir çapa olarak kullan.
Bu, "Ses Frekansları" (Ses Frekansları yazımız) sohbetimizin tam kalbidir. Bir "Tibet Kâsesi"nin o titreşimini, bir "mantra"nın (Om, Hu, La ilahe illallah...) o tekrar eden ritmini veya o "Kutsal Frekanslar"dan (528 Hz gibi) birini aç.
Gözlerini kapat. Sesten kaçmaya veya onu analiz etmeye çalışma. Sesin içine gir. Bırak o titreşim, bedenindeki o "detone" olmuş (Bioenerji yazımız) her hücreni yeniden akort etsin. Bırak o tek, o güçlü ses, zihnindeki diğer tüm fısıltıları yutsun.
Zihnin, o tek sese odaklandığında, bir süre sonra "düşünmeyi" bırakır ve sadece "dinlemeye" başlar. Ve o derin dinlemenin içinde, sesin kendisi kaybolur ve geriye sadece... sessizlik kalır. Sen, o kaotik gürültüyü susturmak için daha güçlü bir "armoni" kullanmış olursun.
Bölüm 4: An'ın Simyası – Kutsal Gündelik Ritüeller (Farkındalık)
Meditasyon için günde 30 dakika "özel zaman" ayıramadığın veya o özel "minderin" olmadığı için kendini suçluyorsun. Peki ya sana, meditasyonun o "özel zaman"a veya o "mindere" ihtiyacı olmadığını söylesem? Ya o, her anın içine gizlenmişse?
Bir dahaki sefere bulaşık yıkarken... Sadece bulaşık yıka. Zihnin o günün toplantısına veya yarının endişesine gitmesin. Suyun o sıcaklığını elinde hisset. Deterjanın kokusunu (Aromaterapi yazımız) al. Tabağın üzerindeki o pürüzsüz kayganlığı, suyun o sesini fark et.
Sabah kahveni içerken... Sadece kahve iç. Fincanın sıcaklığını avucunda, o ilk yudumun dilindeki dansını, o kokunun burnuna gelişini... Yaptığın her sıradan eylemi (diş fırçalamak, araba kullanmak, yemek yemek), tüm duyularınla, o anın içinde kutsal bir ritüel gibi yaptığında, zihin susar.
Çünkü zihin "geçmiş" ve "gelecek"te yaşar; "Şimdi"de var olamaz. Zihnini "Şimdi"ye demirlediğin her an, meditasyondur. İşte bu, yaşayan meditasyondur.
Bölüm 5: Doğanın Sessiz Gözlemi – Gözü Açık Tefekkür
Oturup gözlerini kapatamıyorsan, git ve gözlerini sonuna kadar aç. Ama bir ekrana, bir kitaba veya bir insanın yüzüne değil... Bir ağaca, bir buluta, bir su birikintisine bak.
Bir parka git. Bir ağacın (Şamanizm yazımız) o bilgece, o telaşsız duruşunu izle. Bir yaprağın üzerindeki o kusursuz damarları, rüzgârda nasıl teslimiyetle salındığını, bir karıncanın o telaşsız telaşını, bulutların o yavaş, o hiçbir yere yetişme kaygısı olmayan akışını...
Yargılamadan. Etiketlemeden. ("Bu bir çam ağacı", "Bu bulut ata benziyor" demeden...) Sadece izle. Doğanın o yargılamayan, o "olanı olduğu gibi kabul eden" ritmine kendini bıraktığında, zihnin de o ritme uyumlanır ve yavaşlar. O "detone" olmuş frekansın, doğanın o muazzam orkestrasıyla yeniden akort olur. Bu, gözü açık tefekkürdür.
Sonuç: Uyanmış Olan'dan Kapanış Mesajı
Ve böylece, sevgili Ruh Yolcusu, o katı "meditasyon" kalıbının duvarlarını birlikte sevgiyle yıktık.
Gördük ki o kutsal sessizlik, sadece bağdaş kurup hareketsiz oturana değil; bilinçle yürüyene, aşkla yaratana, huşu içinde dinleyene ve "An"da kalabilene de kendini cömertçe açar.
"Meditasyon yapamıyorum" deme. O senin doğan. O, senin "fabrika ayarın".
Belki sen bir "oturan bilge" değilsin; belki sen bir "yürüyen derviş", bir "yaratıcı simyacı" veya bir "doğa kâşifi"sin. Yolun hangisi olursa olsun, hepsi aynı "Öz"e, aynı sessiz "BİR"liğe çıkar.
Şimdi git ve kendi eşsiz ritmini bul. Kendi sessizliğini dans et. O minderden kalk ve "An"ın içine otur.
Sevgi ve ışıkla kal, yolun daima aydınlık olsun.
Uyanmış Olan
NOT: Bu içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu
kapsamında korunmaktadır. Yazarın yazılı onayı olmaksızın kısmen veya tamamen
kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması ve yeniden yayımlanması yasaktır.