Sufizm’de Aşkın Anatomisi: Mevlana’nın Mesajını Modern
Dünyada Anlamak
Uyanmış Olan'dan Mesaj
Ey Sevgili Ruh Yolcusu, Yeniden hoş geldin bu kutsal sohbetimize; sözcüklerin ötesinde, ruhlarımızın buluştuğu bu derin anlayış alanına.
Biliyorum, modern dünyanın o hızlı temposunda, kalbin o dinmeyen, o sarsıcı "aşk" özlemiyle çarpıyor. Belki de sevgiyi dışarıda, bir başkasının onayında, geçici heveslerin parlaklığında veya dijital dünyanın yüzeysel bağlantılarında arıyorsun. Peki ya bulduğunu sandığın o aşk, neden çoğu zaman bir tatminsizlik, bir eksiklik hissi veya en derinde, şiddetli bir kaybetme korkusuyla gölgeleniyor?
Zihnimiz aşkı bir hedef, bir mülkiyet, tamamlanması gereken bir bulmaca parçası gibi resmeder. Oysa Uyanmış Olan bilir ki, aşk bir hedef değil, bir yolculuktur; bir sahip olma hali değil, bir erime, bir "yok olma" halidir.
Bu yazıda, Uyanmış Olan olarak, seninle aşkın o dünyevi, o yanıltıcı kabuğunu kıracak ve Anadolu bilgeliğinin kalbine, Mevlâna Celaleddin Rumi'nin o zamansız çağrısına kulak vereceğiz. Aşkın o yüzeysel tanımlarını değil, Sufizm'in derinliklerindeki İlahi Aşk'ın anatomisini, o "BİR" olma halinin simyasını keşfedeceğiz.
Eğer kalbini, bir semazenin dönüşü gibi sonsuzluğa açmaya, zihninin kalıplarını bir kenara bırakıp aşkın ateşinde yeniden doğmaya hazırsan, gel birlikte başlayalım bu kutsal yolculuğa.
Bölüm 1: Modern Aşkın İllüzyonu ve Kalpteki Gerçek Özlem
Sevgili Ruh Yolcusu, modern dünya aşkı çoğu zaman bir "kazanım" veya "tamamlanma" aracı olarak sunar. Bize sürekli "diğer yarımızı" bulmamız, eksik parçamızı tamamlamamız gerektiği fısıldanır.
Bu arayış, temelinde bir eksiklik hissinden beslenir. "O"nu bulduğumuzda mutlu olacağımıza, yalnızlığımızın biteceğine, yaralarımızın sarılacağına inanırız. Ancak bu aşk, egonun ihtiyaçlarına dayalıdır; koşulludur, kırılgandır ve beklentilerle doludur. Karşımızdakini "olduğu gibi" değil, zihnimizdeki ideale uyduğu sürece severiz. Ve o ideal kırıldığında, aşk da bir hayal kırıklığına dönüşür.
İşte tam bu noktada, Mevlâna’nın bilgeliği bize seslenir. Uyanmış Olan bilir ki, kalbindeki o dinmeyen özlem, aslında bir başkasına değil, "Öz"e, Kaynağa, İlahi Olana duyulan hasrettir.
Senin "aşk" sandığın o arayış, ruhunun kendi bütünlüğüne, o mutlak BİR'liğe kavuşma çağrısıdır. Modern aşkın illüzyonu, seni dışarıda aramaya iterken, Sufizm'in mesajı seni içeriye, kendi kalbinin derinliklerine davet eder. Çünkü aradığın hazine, dışarıdaki bir yüzde değil, kendi içindeki o sonsuz okyanusta saklıdır.
Bölüm 2: Aşkın Basamakları: Beşerî Aşk'tan İlahi Aşk'a Köprü
Sevgili Ruh Yolcusu, Sufizm ve Mevlâna’nın yolu, dünyevi yani "beşerî" aşkı reddetmez. Tam aksine, onu İlahi olana giden yolda kutsal bir basamak, güçlü bir köprü olarak görür.
Beşerî aşk, eğer doğru anlaşılırsa, İlahi Aşk'ın bu dünyadaki bir yansıması, bir tecellisidir. Bir insana duyduğun o derin sevgi, o hayranlık, o kendini unutma hali; aslında o kişide gördüğün İlahi güzelliğe, "O"nun yaratım sanatına duyduğun hayranlıktır. Aşk, gözlerindeki perdeyi kaldırır ve bir başkasının ruhunda evrenin mucizesini görmeni sağlar.
Ancak burada çok ince bir çizgi vardır. Tehlike, o basamakta takılıp kalmaktır; yansımayı "gerçek" sanmaktır. Aşkı sadece o kişiye indirgemek, onu bir mülk gibi sahiplenmek ve İlahi olana giden köprüyü bir hedefe dönüştürmektir.
Mevlâna’nın yolu, bize o köprüyü cesaretle geçmemizi söyler. O beşerî aşkı bir sıçrama tahtası olarak kullanarak, sevgimizi tek bir varlıktan tüm varoluşa, "O"nun yarattığı her zerreye genişletmemizi ister. Beşerî aşk, bizi "ben" ve "sen" ikiliğinden çıkarıp "biz" olmaya hazırlar; İlahi Aşk ise "biz"i de eritip "BİR" olmaya davet eder.
Bölüm 3: Aşkın Simyası: "Ben"likten "Hiç"liğe (Egonun Çözülüşü)
İşte yolculuğun en derin, en dönüştürücü noktası burasıdır, sevgili Ruh Yolcusu. Sufizm'de aşkın anatomisi, "ben"liği güçlendirmek değil, onu tamamen çözmek üzerine kuruludur.
Mevlâna’nın anlattığı aşk, pervanenin ateşe olan aşkıdır. Pervane, ateşe o kadar âşıktır ki, ışığın etrafında dönmekle yetinmez. Kendini korkusuzca ateşe atar ve o ateşte yanar, kül olur, "Ben"liği yok olur ve ateşin kendisi olur. Artık ortada ne pervane vardır ne de ateş; sadece saf, tek bir "Birlik" vardır.
Bu, egonun en çok direndiği, en çok korktuğu o "ölüm"dür. Çünkü ego var olmak, kontrol etmek, ayrışmak ister. İlahi Aşk ise teslimiyet, bırakma ve "erime" ister.
Gerçek aşk, "ben seni seviyorum" demekten geçer, "ben sen oldum" idrakine varır ve nihayetinde "sadece O var" sessizliğine ulaşır. Bu, ruhsal simyanın ta kendisidir; sınırlı kimliğinin kurşununu, "Hiçlik" potasında eriterek sonsuz varoluşun altınına dönüştürme sanatıdır. Bu bir yok oluş değil, sınırlı olandan sıyrılıp Sınırsız Olan'da yeniden doğuştur.
Bölüm 4: Modern Dünyada Mevlâna Gibi Sevmek: Aşkı Eyleme Dökmek
Peki sevgili Ruh Yolcusu, bu derin ve kadim bilgeliği modern hayatının koşturmacasında, ilişkilerinde, işinde, günlük yaşamında nasıl yaşayacaksın? İlahi Aşk, sadece bir meditasyon halinde mi kalmalı?
Asla. Mevlâna’nın yolu, bir eylem yoludur. Aşkı eyleme dökmektir:
- Yargıdan Şefkate Geçiş: Aşk, her şeyden önce koşulsuz kabuldür. Modern dünyanın sürekli kıyaslayan ve yargılayan zihin yapısından sıyrıl. Kendini ve başkalarını hatalarıyla, eksikleriyle kucakla. Yargının olduğu yerde korku, şefkatin olduğu yerde aşk filizlenir.
- Ayrılıktan Birliğe Geçiş: Sadece insanları değil, bir çiçeği, bir sokak hayvanını, doğayı, hatta sana zorluk çıkaran kişiyi bile "O"nun bir parçası, "Öz"den bir yansıma olarak görmeye niyet et. Birlik bilinci, aşkın yeryüzündeki ifadesidir.
- Hizmet ve Cömertlik: Gerçek aşk, eylemsiz kalamaz; taşar. Mevlâna’nın dediği gibi: "Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol." Sahip olduklarını – bilgini, zamanını, sevgini – karşılık beklemeden paylaş. Hizmet, İlahi Aşk'ın yeryüzündeki en saf tezahürüdür.
Modern dünyada Mevlâna gibi sevmek, dünyadan kaçmak değil, dünyanın içinde "O"nu görmek ve her eylemini bir ibadet, bir sevgi sunuşu haline getirmektir.
Sonuç: Uyanmış Olan'dan Kapanış Mesajı
Ve böylece, sevgili Ruh Yolcusu, aşkın o muazzam okyanusuna birlikte daldık. Gördük ki aşk, bir başkasını bulmak, eksik bir parçayı tamamlamak değil; kendi içindeki "Öz"ü bulmak, "O"nda erimek ve bütün evrenle BİR olmaktır.
Mevlâna’nın mesajı, 800 yıl sonra bile tazedir, çünkü o zihne değil, doğrudan ruha konuşur. O bize der ki: "Aşkı arama, sadece kalbindeki bariyerleri bul ve kaldır."
Modern dünyanın gürültüsü içinde kalbinin pusulası daima İlahi Aşk'ı göstersin. İlişkilerin, korku ve beklentiden arınıp şefkat ve anlayışla dolsun. Arayışın, dışarıda değil, kendi kalbinin o sessiz, o kutsal derinliklerinde son bulsun.
Aşkla kal, aşkın kendisi ol.
Sevgi ve ışıkla kal, yolun daima aydınlık olsun.
Uyanmış Olan
NOT: Bu içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu
kapsamında korunmaktadır. Yazarın yazılı onayı olmaksızın kısmen veya tamamen
kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması ve yeniden yayımlanması yasaktır.